Hayatın en acımasız cilvelerinden biridir yaşlanmak. Yıllarca didinip çabalarsınız; saçlarınızı çocuklarınızın geleceğine süpürge eder, yemez yedirir, içmez içirirsiniz. Gün gelir, o her şeyinizi adadığınız evlatlar büyür, koca koca insanlar olur. Siz ise zamanın ağırlığıyla biraz yavaşlar, belki arada bir anahtarın yerini unutur, belki eski günleri biraz daha fazla yad etmeye başlarsınız.
İşte tam o an, bazı evlatların gözünde bir "anne" veya "baba" olmaktan çıkıp, alelacele nakde çevrilmesi gereken bir "tapu" ya da "banka hesabı" haline gelirsiniz.
Son yıllarda adliye koridorlarında, nöroloji polikliniklerinin kapılarında sıklıkla sahnelenen, izlerken insanlığımızdan utandığımız kirli bir tiyatro var. Senaryo hep aynı, aktörler ise maalesef en güvendiklerimiz: öz evlatlar.
Her şey masum bir yalanla başlar. "Babacım, yaşlandın artık, bir check-up yaptıralım, sağlığına bakalım" diyerek koluna girilen o çınarlar, hastanenin yolunu tutar. Amaç ne dahiliye muayenesidir ne de kardiyoloji. Hedef direkt bellidir: Nöroloji ve Psikiyatri.
Hastaneye götürülen o yaşlı çınar, evladının rehberliğinde doktorun karşısına çıkarılır. Doktorun sorduğu "Bugün günlerden ne?", "Başbakan kim?" gibi anlık heyecan ve yaşlılık stresiyle karıştırılabilecek sorular, zaten pusuda bekleyen evlat tarafından manipüle edilmeye hazırdır. Bir iki unutkanlık, yaşa bağlı hafif bir demans belirtisi, fırsat kollayan akbabalar için bulunmaz nimettir.
O muayeneden çıkan "akli melekesi yerinde değildir" içerikli bir rapor, evladın elinde bir sağlık belgesi değil, adeta bir ganimet haritasına dönüşür.
Bu raporu alan evlat, soluğu hemen mahkemede alır. Amaç, anneye veya babaya "vasi" tayin edilmektir. Kağıt üzerinde her şey çok yasaldır, her şey "yaşlı ebeveynin iyiliği ve haklarının korunması" içindir. Mahkeme vasi kararını verdiği an, o güne kadar onuruyla yaşamış, malını mülkünü dişiyle tırnağıyla kazanmış babanın iradesi elinden alınır.
Sonrası malum... Yılların emeği olan o evler satılır, arsalar devredilir, bankadaki emekli ikramiyelerine, birikimlere "çökülür". Kendi öz babasını kandırarak, arkasından iş çevirerek malının üzerine yatan bu zihniyet, iş parayı pulu kendi üzerine geçirmeye geldiğinde kaplan kesilirken; o babanın bakımı, bir tas sıcak çorbası söz konusu olduğunda ortalıktan kaybolur. O koca çınar, kendi parasıyla bir huzurevi köşesine ya da bir odada yalnızlığa mahkum edilir.
Burada suç sadece ahlaki değil, toplumsaldır. Elbette gerçekten yardıma muhtaç, işlerini çekip çeviremeyen yaşlılarımız için vasi tayini hukuki bir zorunluluktur ve iyi niyetli yapıldığında kutsaldır. Ancak unutan, yavaşlayan her yaşlıyı "akılsız" yerine koyup, onun rızası hilafına mal varlığını yağmalamak düpedüz vicdansızlıktır, hırsızlıktır.
Hukuk sistemimizin ve hekimlerimizin bu hassas konuda çok daha titiz, çok daha şüpheci olması gerekiyor. Bir insanın hayatı boyunca biriktirdiği maddi ve manevi değerleri, iki satırlık bir rapor ve aceleye getirilmiş bir mahkeme kararıyla, onun gözünün içine baka baka elinden alan sistemsel boşluklar acilen yamanmalıdır.
Unutmayalım ki, bugün babasının saflığından yararlanıp hastane köşelerinde tezgah kuranlar, yarın kendi çocuklarının kuracağı aynı tezgahta sırasını bekleyeceklerdir. Çünkü rüzgar eken, her zaman fırtına biçer.