Her gün trafiğe çıkıyoruz; işe yetişmeye çalışıyor, çocuklarımızı okula bırakıyor ya da sadece bir yerden bir yere ulaşmak istiyoruz. Ancak o sürücü koltuğuna oturduğumuz an, birçoğumuzun ruh hali akılalmaz bir dönüşüm geçiriyor. Günlük hayatta son derece kibar, sabırlı ve anlayışlı olan insanlar, direksiyonun başına geçince adeta birer "trafik canavarına" dönüşebiliyor.
İstatistikler, uzmanlar ve acı tecrübelerimiz bize tek bir gerçeği fısıldıyor: Trafik kazalarının en büyük, en gizli ve en tehlikeli nedeni öfke kontrolünün olmamasıdır.
Neden trafikte bu kadar çabuk parlıyoruz? Uzmanlar bunu otomobilin sağladığı "sahte güvenli alana" bağlıyor. Sürücüler, o dört tekerlekli demir ve cam kafesin içinde kendilerini dış dünyadan izole, güçlü ve bir nebze de "anonim" hissediyorlar. Karşıdaki sürücüye korna çalarken, yolunu keserken ya da camı açıp bağırırken, onun da tıpkı kendisi gibi bir insan olduğunu, evde yolunu bekleyen bir ailesi olduğunu unutuyor.
Birinin önümüze kırması, kırmızı ışıkta bir saniye geç kalkması ya da hatalı şerit değiştirmesi... Bunların hiçbiri bir insanın canından, sağlığından daha değerli değil. Ancak öfke, mantığı devre dışı bıraktığında sürücü şu tehlikeli yanılgıya düşüyor: "Bana saygısızlık yapıldı, bedelini ödetmeliyim." İşte bu düşünce, kazaya davetiye çıkaran o ilk kıvılcımdır.
Öfke kontrolü sıfırlandığı an, sürücünün sürüş becerileri de dibe vurur. Direksiyon başında öfkelenen bir insan:
-
Hız sınırlarını çiğner, gaz pedalını bir intikam aracına dönüştürür.
-
Takip mesafesini hiçe sayarak öndeki aracı taciz eder (tampon takibi).
-
Gereksiz ve tehlikeli şerit değişiklikleri (makas atmak) yapar.
-
En önemlisi, dikkatini yola ve olası tehlikelere değil, öfkelendiği sürücüye odaklar.
Sonuç? Saliseler içinde gerçekleşen, geri dönüşü olmayan, ölümcül kazalar. Oysa o an öfkeye yenik düşmeyip derin bir nefes almak, belki de bir hayat kurtaracaktır.
Trafikteki öfke salgınını önlemenin yolu sadece cezaları artırmak ya da yolları genişletmekten geçmiyor. Çözüm, direksiyon başındaki zihniyetimizi değiştirmekte saklı.
Bir dahaki sefere trafikte birisi sizi öfkelendirdiğinde kendinize şu soruyu sorun: "Bu sürücüye 'dersini vermek' mi daha önemli, yoksa akşam sevdiklerimin yanına güvenle varmak mı?"
Unutmayalım; trafikte haklı olmak size bir madalya kazandırmaz ama öfkenizi kontrol edememek hem sizin hem de masum insanların hayatını karartabilir. Direksiyonu elinizde tutabilirsiniz ama öfkenizin sizi yönetmesine izin vermeyin. Çünkü öfkeyle basılan o gaz pedalının freni, çoğunlukla bir duvar veya başka bir araç oluyor.
