Modern hayatın en büyük tuzaklarından biri, o aniden gelen, içimizi kemiren "sıkıntı" hissidir. Rutinin dışına çıktığımızda, zihnimiz boşa düştüğünde ya da hayatın getirdiği dertlerden biraz olsun kaçmak istediğimizde bir boşluk hissederiz. İşte tam bu kavşakta verdiğimiz kararlar, hayatımızın geri kalanının kalitesini belirler.
Maalesef günümüzde can sıkıntısını, stresi ya da yalnızlığı bastırmanın en kolay ve en tehlikeli yolu olarak maddeye, alkole, sigaraya veya kumara yönelmek sıkça karşımıza çıkıyor. Anlık bir rahatlama, geçici bir kaçış gibi görünen bu alışkanlıklar, aslında arkasında çok daha büyük bir enkaz bırakıyor. Sıkıntıyı çözmek bir yana dursun, insanı kendi hayatının seyircisi ve bağımlısı haline getiriyor. Kendi iç dünyamızdaki boşluğu, bizi yavaş yavaş tüketen maddelerle doldurmaya çalışmak, susuzluğu deniz suyuyla gidermeye benzer; içtikçe daha çok susarsınız.
Oysa sıkıntı, ruhun yeni bir şeyler üretmek, hareket etmek veya öğrenmek için verdiği bir sinyaldir. Bu sinyali doğru okumalı ve bizi tüketen değil, büyüten hobiler edinmeliyiz.
Hayatın ritmini değiştirmek ve can sıkıntısını verimli bir enerjiye dönüştürmek sandığımız kadar zor değil. Bize iyi gelecek, zihnimizi ve bedenimizi özgürleştirecek o kadar çok güzel yol var ki:
-
Spor Yapmak: Hareket etmek, sadece bedeni değil, zihni de temizler. Spor salonuna kapanmak şart değil; sabahları yapılacak tempolu bir koşu veya evde yapılan düzenli egzersizler, vücudun mutluluk hormonu salgılamasını sağlar. Kimyasal sahte mutlulukların yerine, alın teriyle gelen o gerçek hafifliği koyun.
-
Yeşil Alanda Yürümek: Doğanın iyileştirici gücünü küçümsemeyin. Beton binaların arasından sıyrılıp bir parkta, ormanda veya deniz kenarında yürümek, toprağa ve ağaca temas etmek insanın ruhundaki karmaşayı dinginleştirir. Doğa, en sessiz ve en etkili terapisttir.
-
Kitap Okumak: Bir kitabın sayfalarını açmak, bambaşka bir dünyanın kapısını aralamaktır. Kumar masasında veya ekran başında kaybedilen saatlerin aksine, kitap başında geçirilen zaman insana yeni bakış açıları, kelimeler ve vizyon kazandırır. Başkalarının hayat tecrübelerinden öğrenmek, kendi hayatımızı zenginleştirir.
-
Açıköğretimden Üniversite Okumak: "Bu yaştan sonra ne okuyacağım?" demeyin. Öğrenmenin ve kendini geliştirmenin yaşı yoktur. Bugün açıköğretim sistemleri sayesinde ilgi duyduğumuz bir bölümü okumak, yeni bir diploma almak ya da tamamen merak ettiğimiz bir alanda derinleşmek çok kolay. Zihni sürekli aktif ve öğrenme modunda tutmak, insanı yaşlanmaktan ve monotonluktan korur.
Bir dahaki sefere içiniz sıkıldığında, eliniz eski ve zararlı alışkanlıklara gitmeden önce kendinize bir şans verin. Spor ayakkabılarınızı giyin, dışarı çıkın, derin bir nefes alın ya da yarım bıraktığınız o kitabın kapağını açın. Kendinize yapacağınız en büyük iyilik, can sıkıntınızı bir çöküşe değil, yeni bir başlangıca dönüştürmektir.
