Bir afet gerçekleştiğinde, zihnimizde canlanan ilk görüntü genellikle arama kurtarma ekiplerinin o cansiperane mücadelesidir. Enkaz altından uzanan bir eli tutmak, bir canı daha gün ışığına çıkarmak şüphesiz ki bir felaketin en kritik, en hayati aşamasıdır. Ancak bir afetin yarattığı yıkım sadece beton yığınlarından ibaret değildir; o betonların altında kalan hayaller, yıkılan yuvalar ve paramparça olan psikolojiler vardır.
Tam da bu noktada devreye "Sosyal Hizmet" uygulamaları girer. Sosyal hizmet, afetin fiziki enkazıyla değil, insanın ruhunda ve sosyal hayatında açtığı derin yaralarla ilgilenir. Bu süreçte en büyük yanılgılardan biri, afet bölgesindeki her türlü yardım faaliyetini sosyal hizmet çatısı altında görmek veya bu iki kavramın sınırlarını karıştırmaktır.
Afet sonrasında sosyal hizmet uzmanlarının üstlendiği devasa yük, toplumsal bağları yeniden inşa etmek üzerine kuruludur. Bir afette en savunmasız durumda olanlar; çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kadınlardır. Onların güvenli bir alana yerleştirilmesi, temel ihtiyaçlarının karşılanması ve istismardan korunması, yani özel gruplara yönelik koruma ve bakım hizmetleri, sosyal hizmetin tam kalbinde yer alır.
Aynı şekilde, evini, yakınlarını, geçmişini kaybetmiş bir insanın yaşadığı akut travmayı atlatabilmesi için sunulan psikososyal destekler, o insanın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Hatta afet öncesinde ve sonrasında toplumu bilinçlendirmek, afetler hakkında farkındalık oluşturmak da bu disiplinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Tüm bu adımlar, afetin ortaya çıkardığı derin sosyal sorunların çözülmesine yönelik doğrudan sosyal hizmet uygulamalarıdır.
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise sınırları doğru çizme zorunluluğu karşımıza çıkar. Örneğin, arama kurtarma çalışmalarına katılmak, afet bölgesinde hayati bir önem taşısa da bir sosyal hizmet uygulaması değildir.
Eğer afetin ortaya çıkardığı sosyal yaraları sarmakla görevli profesyonelleri enkaz kaldırma veya arama kurtarma işine dahil edersek, her iki alanda da büyük bir yönetim zafiyeti yaratmış oluruz. Afetin akut döneminde herkes kahramanca bir şeyler yapmak ister; ancak en büyük kahramanlık, kendi uzmanlık alanında en iyisini yapmaktır.
Özetle;
Afetin yarattığı toplumsal ve psikolojik enkazı kaldırmak, en az fiziki enkazı kaldırmak kadar hayatidir. Arama kurtarma ekipleri bedenleri kurtarırken, sosyal hizmet uzmanları o bedenlerin içindeki "canı" ve toplumsal mekanizmayı yeniden ayağa kaldırır. Bu nedenle arama kurtarma çalışmalarına katılmak, doğası gereği teknik ve operasyonel bir uzmanlık alanıdır; afetin sosyal sonuçlarını iyileştirmeyi hedefleyen bir sosyal hizmet uygulaması olarak değerlendirilemez. Sınırları doğru çizmek ve herkesin kendi uzmanlığına odaklanması, kriz anında hayat kurtarır.
