Sokakta yürürken yanınızdan geçip giden kalabalığa hiç dikkatli baktınız mı? Her bir yüzün arkasında saklanan hikayeleri, verilen sessiz savaşları tahmin edebilir misiniz? Bugün, toplum olarak çoğunlukla kafamızı çevirmeyi tercih ettiğimiz, varlığını ancak kapımızı çaldığında idrak ettiğimiz bir trajediyi; madde bağımlılığını konuşmak zorundayız. Çünkü bu mesele, sadece "başkalarının çocuklarını" ilgendiren uzak bir tehlike değil; toplumun kılcal damarlarına sızmış ortak bir yaramızdır.
Bağımlılık, genellikle bir 'seçim' gibi başlar ama hızla bir 'zorunluluğa' dönüşür. Çoğu zaman bir anlık merak, bir gruba ait olma arzusu ya da hayatın getirdiği ağır yüklerden kaçma isteği o ilk adımı attırır. Madde, kişiye geçici bir sahte huzur veya unutturma vaat eder. Ancak bu vaat, insanı kendi zihnine ve bedenine hapseden kirli bir ticaretten başka bir şey değildir.
İşin en acı kısmı, bağımlılığın sadece kullanan kişiyi değil, bir bomba gibi düştüğü aileyi de paramparça etmesidir. Anne babaların çaresizliği, kardeşlerin sessiz çığlıkları, güvenin yerle bir oluşu... Madde, bireyin özgürlüğünü elinden alırken, çevresindekilerin de huzurunu ipotek altına alır.
Toplum olarak en büyük hatayı, bağımlı bireyleri sadece "suçlu" veya "iradesiz" olarak damgalayarak yapıyoruz. Evet, ortada yanlış bir tercih vardır; ancak bağımlılık mekanizması bir kez devreye girdiğinde, bu durum artık iradenin ötesinde tıbbi ve psikolojik bir hastalık halini alır.
Bu sorunla mücadele, sadece emniyet güçlerinin narkotik operasyonlarıyla sınırlı kalamaz. Gerçek çözüm, topyekün bir seferberlikten geçer:
-
Erken Farkındalık: Aileler, çocuklarıyla yargılamadan, korkutmadan, açık bir iletişim dili kurabilmelidir. Değişen davranışları, ani duygu durum dalgalanmalarını fark edecek kadar çocuklarının hayatında aktif olmalıdırlar.
-
Damgalamayı Bırakmak: Tedavi olmak isteyen gençlerin önündeki en büyük engel toplumsal dışlanma korkusudur. "Bir kez bulaşan bir daha kurtulamaz" ön yargısını yıkmak zorundayız. Temiz bir sayfa açmak isteyen her bireye o şansı tanımalıyız.
-
Eğitim ve Sosyal Alanlar: Gençlerimizi maddeden uzak tutmanın yolu, onların enerjilerini aktarabilecekleri spor, sanat ve bilim alanlarını çoğaltmaktır. Hayatta bir amacı, tutkusu olan insan kolay kolay bir kimyasalın kölesi olmaz.
Bugün sokakta yanından geçtiğimiz o "görünmez kelepçeli" hayatlara sırtımızı dönmeyelim. Çünkü kurtarılan her bir can, kurtarılan bir gelecektir.
