Toplumsal yapımızın temel direği olan aile, her zaman şefkat ve dayanışmanın merkezi olmamıştır. Ne yazık ki, yaşlılığın getirdiği kırılganlıklar, bazen en yakınlar tarafından bir fırsata dönüştürülmektedir. Özellikle demans veya Alzheimer gibi bilişsel yetileri zayıflatan hastalıklar, bu tür suistimallerin en sık yaşandığı alanlardan biri haline gelmiştir. Peki, bir demans tanısı gerçekten "kısıtlılık" (vesayet) sebebi midir ve bu süreç nasıl bir istismar döngüsüne dönüşmektedir?
Türk Medeni Kanunu’na göre, bir kimsenin yaşlılığı, hastalığı veya zihinsel yetersizliği sebebiyle işlerini kendi başına yönetemeyecek durumda olması, vesayet altına alınmasını (kısıtlanmasını) gerektirebilir. Demans tanısı almış bir birey, zamanla muhakeme yeteneğini, hafızasını ve karar alma kapasitesini yitirdiği için hukuk düzeni onu korumaya almak ister.
Buradaki temel amaç kişiyi korumaktır. Bir vasi atanarak;
-
Kişinin mal varlığının korunması,
-
Hukuki işlemlerinin geçerliliğinin denetlenmesi,
-
Sağlık ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenir.
Ancak, kağıt üzerinde "koruma" olarak görünen bu süreç, kötü niyetli evlatlar için adeta bir "el koyma" aracına dönüşebilmektedir.
Demans hastası olan ebeveynlerinin üzerinde hak iddia eden bazı evlatlar, süreci şu yöntemlerle suistimal etmektedir:
-
Hızlandırılmış Tanı ve Rapor Süreci: Henüz hastalığın çok başında veya teşhis aşamasında olan ebeveyni, vasi tayin ettirerek onun iradesini tamamen devre dışı bırakmak.
-
Mal Kaçırma ve Tasarruf: Vasi sıfatıyla, ebeveynin taşınmazlarını satmak, banka hesaplarını boşaltmak veya emekli maaşını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak.
-
Diğer Kardeşleri Dışlama: Vasi olan evlat, diğer kardeşlerin ebeveynle görüşmesini kısıtlayarak süreci şeffaflıktan uzaklaştırır ve ebeveynin tüm kontrolünü tekeline alır.
-
İzolasyon: Ebeveyni, dış dünyadan ve denetleyicilerden kopararak, kendisine karşı geliştirilen bu kötü niyetli tutumu gizlemek.
Vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemeleri, vasiyi belirli aralıklarla denetler ve mal varlığının dökümünü ister. Ancak, aile içi ilişkilerin kapalı devre yapısı, çoğu zaman bu denetimleri "göstermelik" hale getirmektedir. Hasta olan ebeveyn hakkını arayamaz durumda, diğer aile bireyleri ise hukuki yollarla uğraşmak istemediğinde, bu istismar düzeni yıllarca sürebilmektedir.
Demans tanısı tek başına bir mahkumiyet değil, bir yaşam destek sürecidir. Ancak bu süreci yöneten vasilerin şeffaflığı tartışmaya açıksa, atılabilecek adımlar şunlardır:
-
Vasi Değişikliği Talebi: Vasinin görevini kötüye kullandığına dair somut delillerle (hesap hareketleri, yaşam kalitesindeki düşüş, ihmal) mahkemeye başvurulmalıdır.
-
Denetim Makamının Uyarılması: Vesayet makamına, vasinin işlemlerinin incelenmesi için dilekçe verilmeli ve şeffaflık talep edilmelidir.
-
İletişimi Koparmamak: Ailenin diğer fertleri, ebeveynle teması kesmemeli, onun sağlık ve yaşam koşullarını bağımsız kaynaklardan (hekim, komşu, sosyal hizmet uzmanı) teyit etmelidir.
Sonuç olarak; demans, ebeveynlerimizin bizden aldığı son görevdir. Onların zihni bulanmış olabilir, ancak hakları bulanık değildir. Evlatlık, bir mirasın bekçiliği değil, bir hayatın son demlerinde ona sunulacak nezaketin sorumluluğudur. Unutulmamalıdır ki; vasi olmak, yönetmek değil, hizmet etmektir.
