Sosyal Medyanın Karanlık Yönü; “Ramazan Deli Mi Veli Mi Diye Tartışanlar Çok Mu Akıllı?”


Çetin CANLI

Çetin CANLI

Okunma 28 Eylül 2020, 14:48

İnsanların akılcı varlıklar olduğu, karar alırken önlerindeki seçenekleri bilinçli bir şekilde tarttığı ve öyle karar verdiği varsayılır. Başka bir deyişle, düşünüp taşınarak mantıklı hareket eden canlılar olduğumuza inanırız.

Platon ve Descartes felsefesinin temelinde bu basit fikir yatar. Modern iktisadın temelini de bu fikir oluşturur. Zaman içinde bizi tanımlayan şey akılcılığımız olmuştur. Kısaca ifade edecek olursak, insanı insan yapan şeyin akılcılığı olduğu düşünülmüştür.

İnsanın akılcı bir varlık olduğuna ilişkin bu varsayımın tek bir kusur var...! O da YANLIŞ OLMASIDIR. Modern bilim bugün, beynimizin bu şekilde çalışmadığını kanıtladı. Beyin artık kapalı bir kutu olmaktan çıktı. Kapalı kutu açıldı ve kutudan akılcı varlıklar olduğumuz değil olmadığımız çıktı. Zihnimiz farklı alanlardan oluşan karmakarışık bir ağa benziyor ve bu ağlardan oluşan alanların çoğu duygu üretimi sürecinin birer parçası. Duygularımız, içgüdülerimiz, sezgilerimiz karar verirken zannettiğimizden çok daha fazla etkili.
Davranışlarımızı belirleyen büyük ölçüde karakterimiz. Dolayısıyla karakterimiz davranışlarımızı etkilediği gibi oy verme işlemimizi de etkiliyor. Bunun farkında olan PR firmaları, veri güdümlü iletişimcilerden, reklamcılara, matematikçilerden, bilim adamlarına kadar, alanında uzman kişileri bir araya getirerek kitlelere nasıl ulaşacakları hakkında adaylara öneriler ve ip uçları veriyorlar.

Peki bu veriler nereden alınıyor? Dijital platformlardan. Dijital platformlar ilk ortaya çıktığında insan deneyimlerinin paylaşılabileceği, insanların kendilerini daha az yalnız hissedeceği bir yer olacaktı. Çok geçmeden de bu platformlar bizim çöp çatanımız, anlık bilgi kaynağımız, kişisel eğlence kaynağımız, anılarımızı koruyacağımız bir mecra hatta terapistimiz oldu. Zamanla Google, Facebook, Baidu, Twitter, Yout Tube ve Tencent gibi şirketler, bize bedava bilgi, hizmetler ve eğlence sunarak ilgimiz çekip sonrada bu ilgiyi reklamcılara satmaya başladılar.

Bir reklam görüpte konuşmalarımızın mikrofon aracılığıyla dinlendiğini düşündüğümüz hepimizin başına gelmiştir. Her hareketimiz çok doğru biçimde önceden tahmin ediliyor. Garip bir şekilde isabetli olan ve gizlice dinlendiğimizi düşündüren bu reklamlar, verilerimizi kullananların hedeflemelerinin işe yaradığının ve hareketlerimizin önceden öngörüldüğünün birer delili aslında.

İnternetteki faaliyetlerimiz sonucu ortaya çıkan verilerin uçup gitmediğini sanırım artık biliyoruz. Daha derinlere inince, bıraktığımız dijital izlerin her yıl trilyon dolarlar kaldıran bir sektörün yapıtaşları olduğunu görebiliriz. Hepimiz artık ticari ürünleriz. Bedavaya bağ kurma sevdasına o kadar kapıldık ki bu platformlara kimse yükümlülükleri ve koşulları okuma zahmetine bile girmiyor.

Bütün etkileşimlerimiz, kredi kartı işlemlerimiz, internet aramalarımız, konumlarımız, beğenilerimiz hepsi eş zamanlı olarak toplanıyor ve bizim için oluşturulan “Dijital Kimliğimize” ekleniyor. Böylece bütün alıcılar bizim duygusal eğilimlerimize doğrudan erişebiliyorlar. Ellerindeki bu bilgilerle donanan alıcılar dikkatimizi çekmek için yarışıyorlar. Veriler öğrenen makinelerden faydalanılarak yani yapay zekâ ile derinlemesine analiz ediliyor. Böylece yalnızca bizim görebileceğimiz, bize özel olarak düzenlenmiş bir içerik akışıyla karşılaşıyoruz. 
Günümüzde en zengin şirketler teknoloji şirketleri; Google, Facebook, Amazon, Tesla. Dünyanın en büyük firmalarının teknoloji firmaları haline gelmesi, petrol şirketlerinden bile çok değerlenmiş olması, bu verilerin ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Bu platformlar dünyanın dört bir yanındaki insanların kişisel verilerini elinde bulunduruyor ve bunlara sahip oldukları için ve bunları kullandıkları için bu kadar değerliler. Bu firmaların bu kadar değerli olmalarının nedeni insanların elindekileri kendi çıkarları için kullanıyor olmaları. Aslında bu mecraların gelirlerinin ne kadarını kullanıcı verileri üzerinden kazandığı paralara borçlu olduğu açıklanırsa her şey ortaya çıkar.

Bu veriler sadece reklam şirketlerine verilmiyor. Dünyanın dört bir yanında seçimlere giren adaylara destek veren profesyonel analiz firmalarına da veriliyor. Durum güncellemeleri, beğeniler, özel mesajlar toplanıyor. İnsanlar sadece bir seçmen olarak değil kişi profili olarak da hedef alınıyor. Bu firmalar seçmenlerinin karakterinin öngörülmesi için yüzbinlerce insanın katıldığı anketler yapıyor. Seçmenlerin psikolojik grafiğini oluşturmak için sadece birkaç yüz binlik veriye ulaşmaları yeterli oluyor. İlk kez oy vereceklerin katılımını sağlamak için, bir yerden başka bir yere taşınan insanların bunu neden yaptıkları araştırmak için nüfus analizleri yapılıyor. Daha sonra bu anket verileri ile sosyal medya platformlarından alınan veriler bir merkezde toplayıp işleniyor. Bu süreçte her bir birey için 4-5 bin veri olduğu iddia ediliyor. Veri bilimciler tarafından hazırlanan içerikler ile insanlar hedef alınmaya başlıyor. 

Bütün seçmenler eşit şekilde hedef almıyorlar. İnsanların çoğu sabit bir fikre sahiptir. Ama küçük bir kesim kararsızdır. Kaynakların büyük bir kısmı düşüncelerini değiştirebileceklerini düşündükleri hedeflere yani ikna edilebilir olanlara yönlendiriyorlar. Amaçları hala karar verememiş insanları belirlemek ve onları önlerindeki bazı seçenekler hakkında eğitmek. Bir çeşit ikilemde olanların ise şu ya da bu şekilde ikna edilmelerini sağlamak. Bunun için firmalardaki yaratıcı ekipler, kişiselleştirilmiş içerikler üretiyor. Bu sahte içerik üreticiler dezenformasyon ve sahte haberlerin de kullanıldığı haberler geçiyorlar. Fütursuzca her konu hakkında yalan söylüyorlar. Apaçık ortada duran gerçekler hakkında bile.   

İnsanları bloklarla, internet siteleriyle, makalelerle, videolarla, reklamlarla, aklınıza gelecek her türlü platformla bombalayıp dünyayı, olayları kendi istedikleri şekilde görmelerini sağlayıp, kendi adaylarına oy vermeye ikna ediyorlar. Bir bumerang gibi, bu platformlara kendi ellerimizle girdiğimiz veriler analiz ediliyor ve bizi hedefleyen mesaj olarak bize geri dönüyor.

Bu veriler sadece reklamcılar ve PR şirketleri tarafından değil ulusal istihbarat teşkilatları tarafından da çok etkin biçimde kullanılıyor. Hedef ülkelerin kamuoyu için sahte içerikler üretiliyor. Ülkelerdeki karşıt gruplar için ayrı ayrı içerik üretiliyor, protesto gösterilerine davet ediliyorlar. Amaç hedef ülkeyi korku ve nefretle kendi aleyhine karşı harekete geçirmek.  Klasik böl ve yönet siyasetinin günümüzdeki uygulanış şekli. 

Yuval Noah Harari’nin 21. Yüzyıl için 21 Ders adlı kitabından konuyla ilgili çok güzel bir pasaj var. Harari; “Günümüzde bile Filistinlilerin her telefon konuşması, her Facebook paylaşımı veya her şehirlerarası seyahati İsrail’in mikrofonları, kameraları, insansız hava araçları ya da yazılımları tarafından gözetleniyor muhtemelen. Toplanan veriler daha sonra büyük veri algoritmalarının yardımıyla analiz ediliyor. Bu sayede potansiyel tehlikeler tespit edilip sahaya asker sürmeye gerek kalmadan etkisiz hale getirilebiliyor… Bu yüzden Batı Şeria’daki 2.5 milyon Filistinliyi etkili şekilde kontrol altında tutabilmek için şaşılacak kadar az İsrail askerine ihtiyaç duyuluyor. “ diyor ve konuyla ilgili bir de örnek veriyor. 

“Ekim 2017’de yaşanan trajikomik bir olay: Filistinli bir işçi Facebook sayfasında işyerindeki buldozerin yanı başında çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı. Fotoğrafın altına da “Günaydın” yazdı. Otomatik bir algoritma Arap harflerinin çevirisinde ufak bir hata yapıp harfleri “günaydın “ anlamına gelen “Ysabechhum” olarak değil de “saldır” anlamına gelen “Ydbachhum” olarak algıladı. Adamın buldozerle insanları ezmeyi planlayan bir terörist olabileceğinden şüphelenen İsrail güvenlik kuvvetleri, adamı bir çırpıda gözaltına aldı. Algoritmanın hata yaptığı anlaşılınca adam serbest bırakıldı.  Ama soruna yol açan Facebook paylaşımı yine de kaldırıldı.” (Sayfa 74)
Düşünsenize aslında bizi birbirimize bağlamak için oluşturulmuş bir platform artık bize karşı bir silah olarak kullanılıyor. Her şey arkadaşlarımızla sohbet ettiğimiz ya da çocuklarımızın fotoğraflarını paylaştığımız platformlarda oluyor. Facebook’ta 3 milyara yakın insan var. Bu 3 milyar insanın kendi gerçekleri var. Herkesin kendi gerçekleri olunca insanları manipüle etmek kolaylaşıyor. Bir toplumu kökünden değiştirmek istiyorsanız önce onu parçalamalısınız. Ancak parçaladıktan sonra parçaları bir araya getirip kendi görüşünüze uygun bir toplum oluşturabilirsiniz. Veri bilimcilere göre günümüzde kültürel savaşta kullanılan silah budur. Bizi birbirimize bağlamak için yola çıkan aynı teknolojinin şimdi bizi birbirimizden ayırdığını göremiyoruz.

Yaratılan enkaz ve insanlar arasındaki bölünme tek bir bireyin manipüle edilmesiyle başlıyor. Sonra başkası ve bir başkası. Tıpkı Diyarbakırlı Ramazan örneğinde olduğu gibi. Aynı düşüncedeki insanlar bir günde ayrı kutuplara savruldular. Bizim için psikogarafikler hazırlayan veri bilimciler için paha biçilmez değerde bilgileri kendi ellerimizle onlara verdik. Deli mi Veli mi belli olmayan birine bu kadar sahip çıkan aynı potadaki seçmenleri bölmenin anahtarını altın tepsi içerisinde onlara sunduk. 

İzmir’de minarelerde Çav Bella çalınması, Kuytul’un din elden gidiyor diye yaptığı provokatif açıklamalar, Diyarbakırlı Ramazan olayı toplumda bir kutuplaşmanın incelikle işlendiği izlenimi veriyor. Şimdi birileri çıkıp ne alakası var kardeşim beni tanıyan tanır, samimi olarak yaptım bunları diyebilir. Eyvallah doğrudur. Ama herkes kendine samimi olarak şu soruyu sorsun. Manipule edilebilir miyiz? Ben şahsen bu platformlarda onlarca kez bunu yaşadığımı sonradan fark ettim. Yıllardır görmediğim birçok arkadaşımla aramıza bu platformda ki paylaşımlar nedeniyle soğukluk girdi. Sizi bilmem ama ben yine fena halde manipüle edildiğimizi düşünüyorum.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.