Siyaset sahnesinde bir süredir tehlikeli bir rüzgar esiyor. Ne yazık ki bu rüzgar, fikirlerin çarpışmasından ziyade, kadın kimliği üzerinden yürütülen sistematik bir itibarsızlaştırma operasyonuna dönüşmüş durumda. İl ve ilçe teşkilatlarında emek veren kadınlarımıza yönelik sarf edilen; "Akrabasını işe aldırıyor", "Sadece fotoğraflarda görünmek için orada" gibi imalar, aslında çok daha derin bir sorunun habercisi: Karakter suikastı.
Namus ve mahremiyet üzerinden kadınları utandırmaya çalışmak bir eleştiri yöntemi değil, doğrudan bir saldırıdır. Benim itirazım kişilere veya makamlara değil; işte tam da bu çirkin dile. Çünkü kadınların onuru üzerinden siyaset devşirmek, o siyaseti temelinden çürütür.
Suskunluğun Ağırlığı
Asıl can yakıcı olan nedir biliyor musunuz? Bu haksız üsluba, bu eril dile itiraz ettiğinizde, yanınızda durmasını beklediğiniz çevrelerin sessizliğe gömülmesi... "Topu taca atan" cümleler, mesafeli duruşlar ve sahte tarafsızlıklar... İlkeler söz konusu olduğunda insan samimiyet arıyor, yalnızlaştırılmayı değil.
Şunu net bir şekilde ifade edeyim: Ben kimsenin tarafı değilim. Ben; hakaretin, iftiranın ve bel altı vuruşların karşısında; onurun ve vicdanın yanındayım.
Zeynel Boğan ve Bir Dilin Aynası
Zeynel Boğan üzerinden yürütülen bu kirli üslup, aslında toplum olarak hepimize bir ayna tutuyor. Kadın haklarını savunduğunu iddia edenler, eğer bu dili en başta reddetmiyorlarsa, savundukları değerler sadece kağıt üzerinde kalır. Duruş dediğiniz şey, sadece sahnede oynanan bir rol olmamalıdır.
Benim için kriter basittir: Bir insanın kadın olması, onun onurunu savunmam için yeterlidir. Bu kişi düşmanım dahi olsa, haysiyetine uzanan dile karşı siper olurum. Kıymet bilinmesi ya da takdir edilmek için değil; insan kalabilmek için.
Sonuç: Vicdanla Baş Başa
Ankara dönüşü yüz yüze geldiğimizde, kimse gözlerini kaçırmasın. Ben kimseye iftira atmadım, sadece bir kadını "utandırmaya" çalışan o kirli zihniyete karşı durdum. Şunu unutmayın: Kalemler tehditlerle susmaz, ancak vicdanlar bir gün mutlaka konuşur.
Günün sonunda herkes kendi aynasına bakacak. Ve o gün geldiğinde, birbirimizin yüzüne bakabilmek gerçekten büyük bir cesaret isteyecek.
