Ramazan geldi…
Ezanlar okunuyor, mukabeleler başlıyor, televizyonlarda iftar programları… Ama market raflarında başka bir ibadet var: Zam ibadeti!
Hurma iki katına, pide her yıl bir basamak yukarı, yağ, şeker, bakliyat el yakıyor.
Mübarek ay girer girmez etiketler coşuyor.
Sormak lazım:
Ramazan fırsat ayı mı, fırsatçılık ayı mı?
Hiç gördünüz mü bir marketin kapısına şu yazıyı astığını?
“Ramazan hürmetine temel gıdada indirim yaptık.”
“Bu ay kârımızı azalttık, bereketi paylaşıyoruz.”
Gördünüz mü?
Ben görmedim.
Ama “Ramazan’a özel kampanya” adı altında önce fiyatı şişirip sonra sözde indirim yapanları çok gördük. Milletin gözüne baka baka “bereket” kelimesini reklama malzeme yapanları gördük.
Bu ülke Müslüman bir ülke değil miydi?
Ramazan paylaşmak değil miydi?
Açın halinden anlamak için oruç tutarken, açın sofrasına giden yolu pahalılaştırmak hangi inanca sığar?
Ticaret elbette yapılacak. Kimse esnaf kazanmasın demiyor.
Ama Ramazan’da talep arttı diye fiyat artırmak, düpedüz fırsatçılıktır. Bunun adı serbest piyasa değil; serbest vicdansızlıktır.
Eskiden “narh” vardı. Devlet, fırsatçının ensesine binerdi.
Şimdi kimsenin ensesine binilmiyor, milletin cebine biniliyor.
Ramazan, nefsini terbiye etme ayıdır.
En zor terbiye edilen nefis de para hırsıdır.
Demek ki bazıları için oruç sadece mideye tutuluyor, cebe değil.
Unutmayın:
Bu millet unutmaz.
Fırsatçıyı da unutmaz, zor zamanda el uzatanı da.
Ramazan; sahte kampanyaların değil, gerçek merhametin ayıdır.
Etiketleri değil, niyetleri indirin!
Yoksa geriye tek bir soru kalır:
Biz gerçekten Müslüman bir toplum muyuz, yoksa sadece Ramazan geldiğinde rol mü yapıyoruz?