Mersin Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | habermersin.com
2026-03-08 22:22:16

Ortadoğu'nun Beyni mi, Sinir Sistemi mi? Türkiye'nin En Zor Sınavı

Ömer SEZER

osezer@habermersin.com 08 Mart 2026, 22:22

Ortadoğu, artık bildiğimiz o eski Ortadoğu değil. Gözlerimizin önünde haritalar yeniden çiziliyor, asırlık güç dengeleri tuzla buz oluyor ve bölge sahasında iki tamamen zıt savaş doktrini birbirine acımasızca sürtünüyor.

Bir yanda merkezi çökertmeyi hedefleyenler, diğer yanda kılcal damarlara sızarak kaosu yayanlar var. Peki, bu yeni satranç tahtasında Türkiye nerede duruyor?

ABD ve İsrail’in Hedefi: "Beyni" Felç Etmek

Bugün ABD ve İsrail’in bölgedeki saldırılarına dikkatlice baktığımızda, doğrudan İran’ın "beynini" hedef alan, merkezi bir felç etme mantığının devrede olduğunu görüyoruz. Buradaki ana strateji oldukça net: İran’ı askeri ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırmak, Ortadoğu'yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek ve İsrail’in tartışılmaz üstünlüğünü bölgeye kabul ettirmek. Elbette tüm bu hamlelerin arka planında, Çin ve Rusya’nın bölgedeki artan etkisini kırma amacı da yatıyor.

İran'ın Karşı Hamlesi: "Sinir Sistemini" Yıpratmak

Ancak karşımızda bu kuşatmaya klasik yöntemlerle cevap veren bir İran yok. Tahran yönetimi, oldukça tehlikeli ve farklı bir taktikle, bir nevi "ağ yakma savaşı" ile karşılık veriyor.

İran, rakiplerinin sinir sistemini yıpratmaya odaklanıyor. Düzeni parçalayacak, istikrarı bozacak her noktada bilinçli bir gerilim yaratıyor. İsrail ve ABD, Tahran'ın tek bir merkezden büyük bir patlama yapmasını beklerken; İran sahayı mayınlıyor. Her yerde küçük ama etkili sarsıntılar yaratıyor, otorite boşluklarından besleniyor, vekil savaş alanları (proxy wars) kuruyor ve etnik-mezhepsel çatışmaları tetikliyor.

Türkiye ve Azerbaycan Ekseninde Daralan Çember

İşte tam bu noktada, iki zıt doktrinin yarattığı fay hattı, Türkiye ve Azerbaycan eksenini doğrudan baskı altına alıyor. Her iki ülke de bu ateş çemberinin ortasında sıkışma tehlikesiyle karşı karşıya.

Ortaya çıkan bu tablo;

İç siyasette konsolidasyon zorluklarını,

Milli stratejik unsurların küresel manipülasyona açık hale gelmesini,

İran’da yaşayan milyonlarca Türk’ün iki ateş arasında kalma riskini beraberinde getiriyor.

Bunların hiçbiri tesadüf değil; hepsi bölgede çarpışan savaş doktrinlerinin doğrudan sahadaki yansımalarıdır. Türkiye, gelinen bu noktada artık sadece kendi sınır güvenliğini sağlamakla yetinemez; aynı zamanda bölgedeki stratejik dengeyi de akılcı bir şekilde yönetmek zorundadır.

Seyirci Kalma Lüksümüz Yok

ABD ve İsrail’in Ortadoğu'yu kendi çıkarlarına göre dizayn etme çabaları ile İran'ın her hamlesiyle bu planı bozma stratejisi arasında tarafsız bir bölge, "güvenli bir liman" kalmamıştır. Sahadaki her yeni hamle, sadece devletlerin askeri güçlerini değil, ülkelerin iç toplumsal dengelerini de ciddi bir teste tabi tutuyor.

Türkiye’nin önünde duran yol haritası son derece nettir: Keskin bir stratejik farkındalık, tavizsiz milli çıkar odaklılık ve zamanlaması doğru diplomatik/askeri hamleler. Aksi takdirde, Ortadoğu'yu kasıp kavuran bu iki eksen arasındaki amansız çatışmanın ortasında sadece pasif bir seyirci olarak kalırız. Unutmayalım ki; Ortadoğu’nun geleceği sadece sınırların yeniden çizilmesiyle değil, devletlerin "aklının" ve "sinir sistemlerinin" ne kadar dayanıklı olduğuyla belirlenecek.

Çünkü karşımızdaki tablo basit bir sınır çatışması değil; küresel ve bölgesel güçlerin, hiçbir kural ve sınır tanımayan hayatta kalma mücadelesidir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.