Çocukluğumuzdan beri kulaklarımıza çalınan, kulaktan kulağa yayılan klasik bir bilgi vardır: "Ağaç dikin, ağaçlar yağmuru çeker." Peki, bu gerçekten bilimsel bir gerçek mi, yoksa doğaya duyduğumuz hayranlığın romantik bir ifadesi mi? Gelin, kökleri toprağın derinliklerine, dalları ise gökyüzüne uzanan bu mucizevi mekanizmanın perdesini aralayalım.
Spontane bir cevap arıyorsanız, evet; ağaçlar suyu kelimenin tam anlamıyla çeker. Hem de iki yönlü bir çekim gücüyle: Topraktan yukarıya ve gökyüzünden aşağıya.
Bir ağacın kökleri, yerçekimine meydan okuyan muazzam bir hidrolik mühendislik harikasıdır. Ağaçlar, topraktaki suyu sadece "içmekle" kalmaz; onu kılcal damarları vasıtasıyla metrelerce yukarıya, en uçtaki yaprağa kadar taşır.
Burada devreye giren harika mekanizmanın adı terlemedir (transpirasyon). Yapraklarındaki gözeneklerden suyu buharlaştırarak havaya salan ağaç, ağaç içinde negatif bir basınç yaratır. Bu basınç, tıpkı bir pipetle meyve suyu çeker gibi, toprağın derinliklerindeki suyun yukarı doğru çekilmesini sağlar. Yetişkin bir meşe ağacı, tek bir günde yüzlerce litre suyu topraktan çekip atmosfere geri kazandırabilir.
Gelelim halk arasındaki o meşhur inanışa: Ağaçlar gerçekten yağmuru çeker mi? Bilim bu konuda halk inanışlarıyla aynı fikirde. Ormanlar, sadece yağmur suyunu bekleyen pasif yeşillikler değildir; onlar yağmuru aktif olarak var eden sistemlerdir.
Biyotik Pompa Teorisi: Büyük ormanlık alanlar, atmosfere o kadar büyük miktarda su buharı salar ki, bu durum o bölgede düşük basınç alanı yaratır. Bu düşük basınç, okyanuslardan ve denizlerden gelen nemli havayı karanın iç kesimlerine doğru adeta bir elektrik süpürgesi gibi çeker.
Bulut Tohumlama: Ağaçların havaya saldığı tek şey su buharı değildir. Yapraklar ve çiçekler tarafından salınan organik bileşikler, polenler ve mantar sporları, atmosferde su buharının tutunacağı "çekirdekler" (yoğunlaşma çekirdekleri) oluşturur. Yani ağaçlar, bulutların oluşması için gerekli olan mayayı havaya üfler.
Bugün beton binaların arasında sıkışıp kalmış şehirlerimizde neden daha az yağmur yağdığını ya da yağan yağmurun neden anında sele dönüştüğünü anlamak zor değil. Ağaçları kestiğimizde, sadece odun elde etmiyoruz; doğanın su döngüsünü, o devasa ve ücretsiz su pompalarını da yok ediyoruz.
Ağaçların suyu çekme gücü, doğanın bize sunduğu en büyük yaşam garantisidir. Toprağın kuraklaşmasını önlemek, yeraltı sularımızı korumak ve gökyüzünün bereketini toprağımızda tutmak istiyorsak, yapacağımız şey bellidir.
Yarına bırakılacak en güzel miras, kökleriyle toprağa tutunan, dallarıyla gökyüzünden su dileyen ve o dileği gerçekleştiren yeşil bir coğrafyadır. Çünkü ağaç varsa, su vardır; su varsa, hayat vardır.