Siyasetin en ağır, en taşınmaz yükü nedir bilir misiniz? Hafızadır. Çünkü bu topraklarda hiçbir kelime boşlukta asılı kalmaz; her cümle, geçmişin koridorlarında yankılanarak sahibini bulur.
Son günlerde Meclis koridorlarından yükselen "ayrıcalık" tartışmaları, ekranlarda adeta birer vicdan muhasebesine dönüşmüş durumda. "Halk gibi yaşayın", "Ekonomik uçurumu görün" çağrıları havada uçuşuyor. Kağıt üzerinde her şey doğru, her cümle haklı... Peki ya zamanlama?
Ne Söylendiği Değil, Ne Zaman Söylendiği Önemli
Bugün toplum, sadece söylenenin içeriğine alkış tutmuyor. Vatandaş artık mikrofona uzanan isme bakıp şu soruyu soruyor: "Peki, bu sözler neden dün söylenmedi?"
Aynı koltuklarda oturulurken, aynı imkanlar sonuna kadar kullanılırken yükselmeyen o sesler, bugün neden bu kadar gür çıkıyor? Bu bir yargılama değil, kolektif bir hafıza yoklamasıdır. Çünkü kamuoyu artık sadece duygularıyla değil, karşılaştırmalı mantığıyla hareket ediyor.
Tutarlılık: Siyasetin Kayıp Halkası
Meclis lokantasındaki fiyatlardan, halkın geçim derdine kadar her başlık bu ülkenin yakıcı gerçeğidir. Ancak mesele sadece bugünün doğrularını haykırmak değildir; mesele, dünün sessizliğini de dürüstçe açıklayabilmektir. Ekranlara yansıyan o manzarada aslında iki farklı portre izliyoruz:
Bir yanda geçmişin konforlu tanıklığı,
Diğer yanda bugünün keskin muhalefeti.
Bu iki portre arasındaki o devasa boşluğun adı ise: Tutarlılık.
Adalet Arayışı Dünü de Hesaba Katıyor
Toplumun artık net bir talebi var: Güçlüyken de hakkı konuşan, gücü kaybettiğinde de aynı çizgide duran bir duruş. Aksi halde, dünyanın en doğru cümlesini de kursanız o söz "eksik" kalıyor; en sert eleştiriniz bile yarım duyuluyor.
Sonuç olarak mesele şahıslar ya da partiler üstüdür. Mesele, bu ülkenin DNA’sına işleyen adalet ve eşitlik arayışıdır. Ve unutulmasın ki o arayış, artık sadece bugünün vaatlerine bakmıyor; dünün sessizliğini de hesaba katarak yoluna devam ediyor.