Modern şehir hayatının bizi içine ittiği en büyük tuzak, sürekli bir "yetişme" telaşı. Sabah işe, akşam eve, toplantıya, randevuya... Hep bir acelemiz var. Ancak bu telaş, direksiyon başına geçtiğimizde aniden tehlikeli bir ego savaşına ve derin bir tahammülsüzlüğe dönüşüyor.
Geçtiğimiz günlerde bir sürücü kursu testinde karşıma çıkan o yalın soru, aslında toplumsal olarak nerede durduğumuzu yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor: “Yeşil ışık süresinde karşıya geçişini tamamlayamayan bir yaşlıya, çocuğa veya engelliye korna çalmak, el kol hareketleriyle onu zorlamak trafikte hangi temel değerin eksikliğini gösterir?”
Cevap çok net, tek bir kelime: Sabır.
Bir yaya geçidi düşünün. Yeşil ışık yanmış, ancak adımları bir yetişkin kadar hızlı olmayan yaşlı bir amca, bastonuna tutunarak karşıya geçmeye çalışıyor. Ya da kucağında bebeğiyle acele eden bir anne... Işık kırmızıya döndüğü an, arkadaki araçlardan yükselen o senkronize korna sesleri, aslında modern dünyanın en büyük barbarlığıdır.
O kornaya basan el, aslında şunu söylüyor: "Senin hayatın, senin bedensel sınırların benim 30 saniyemden daha değersiz."
Oysa trafik, sadece A noktasından B noktasına en hızlı şekilde gitme sanatı değildir. Trafik, hiç tanımadığımız insanlarla aynı alanı, aynı havayı ve aynı saniyeleri paylaşma kültürüdür. Sabır ise bu kültürün çimentosudur.
İnsan direksiyon arkasına geçip kapıları kilitlediğinde, kendini dış dünyadan izole, dokunulmaz ve güçlü hissediyor. Bu yapay güç algısı, ne yazık ki empati yeteneğimizi sıfırlıyor. Koltuğunda oturan bir sürücü, adımlarını zorla atan bir yaşlının veya tekerlekli sandalyedeki bir engellinin yaşadığı o saniyeler süren stresi göremiyor, görmek istemiyor.
Sabırsızlık, trafikte sadece öfkeyi doğurmaz; aynı zamanda en zayıf olanı ezme eğilimini de beraberinde getirir. Unuttuğumuz şey şu: Bugün korna çaldığımız o yaşlı insan bizim geleceğimiz, o çocuk bizim geçmişimizdir.
Hayat, kırmızı ve yeşil ışıkların arasına sıkıştırılamayacak kadar değerlidir. Bir sonraki kırmızı ışıkta zaten duracağımızı bile bile, önümüzdeki yayayı taciz ederek kazanacağımız 5-10 saniyenin, bir insanın onurunu kırmaktan daha kıymetli olmadığı aşikardır.
Direksiyon başındayken ayağımızı gazdan çekmek kolaydır; asıl zor ve erdemli olan, sabırsızlığımızı frenleyebilmektir. Unutmayalım; trafikte sabır bir lütuf değil, insani bir zorunluluktur.